Ağlamaktan gözlerin kıpkırmızı olmuştur ve aileden biri seni çağırır.
30 Mayıs 2013 Perşembe
Gözyaşı,
Gülerek gözyaşlarını kapatmaya çalışmak çok berbat bir durum. Hele ki boğazına kadar doluysan, ağlamaktan başka bir şey yapmak istemezken...
Okul Dolabı? :D
Ya zaten bizim okula, o dolaplardan yapsalar cimrilikten alt alta 3 tane yaparlar. Kitap almak için millet birbiri üstüne çıkar, vay efendim sen bana mı dayıyorsun falan okuldan günde 5 ölü çıkar.
-alıntı-
-alıntı-
27 Mayıs 2013 Pazartesi
20 Mayıs 2013 Pazartesi
I hate school?
Biz soyunma odasında minnacık odaya 39 kişi giriyoruz, ter kokusu parfümler karışıyor çantalar üst üste biniyor, yabancıların soyunma odalarında duş kabinleri var ayrı ayrı dolaplar var. Bizim okulda Ajdar+Bülent Ersoy çiftleşmesinden doğmuş tiple gezen erkekler var, yabancılarda Justin Bieber+Harry Styles karışımı erkekler. Biz beden dersinde ya koşuyoruz yada mal mal hareketler yapıyoruz, yabancılar spor dersinde yüzme takımı kurup yarış yapıyorlar. Biz her gün ceset taşıyormuş gibi ağır ağır çantaları taşıyoruz, yabancılar çanta götürmüyorlar kitaplar dolaplarında duruyor. Bizim serbest kıyafette etek, elbise, askılı, straplez, şort giymek yasak, yabancılar istediklerini giyiyorlar. Biz müdüre parti yapabilir miyiz desek ağzımıza ıslak odunla vurur, onlar her hafta okulda parti yapıyorlar. Biz okula telefon götürsek alıyorlar, yabancılara okula özel laptop dağıtıyorlar. Sonra da I HATE SCHOOL. Senin ananı I HATE SCHOOL.
-Alıntı-
-Alıntı-
18 Mayıs 2013 Cumartesi
Önyargı
Kimse bilemez,
Mağaza mağaza gezip bedenine uygun bir şey bulamadığı için giysi alamamanın ne demek olduğunu. Yemek yerken insanların gözlerinizin içine suç işliyormuşsunuz gibi bakmasını ,dış görüntüden dolayı dışlanmayı,insan dışı bir varlıkmış gibi muamele görmeyi kimse bilemez. Herkes yanında güzel insanları dolaştırmayi,ince belli kızları,vücutlu delikanlıları düşlerler. O görülen yağ topağının altında bir kalp olduğunu her zaman unuturlar. Ama bilmediğiniz gerçek şu ki ; Onlar kilolarından kurtulabilirler. Sizler ise o pis kalbinizi ve kuş kadar beyninizi ömür boyu taşımaya mahkumsunuz.
Mağaza mağaza gezip bedenine uygun bir şey bulamadığı için giysi alamamanın ne demek olduğunu. Yemek yerken insanların gözlerinizin içine suç işliyormuşsunuz gibi bakmasını ,dış görüntüden dolayı dışlanmayı,insan dışı bir varlıkmış gibi muamele görmeyi kimse bilemez. Herkes yanında güzel insanları dolaştırmayi,ince belli kızları,vücutlu delikanlıları düşlerler. O görülen yağ topağının altında bir kalp olduğunu her zaman unuturlar. Ama bilmediğiniz gerçek şu ki ; Onlar kilolarından kurtulabilirler. Sizler ise o pis kalbinizi ve kuş kadar beyninizi ömür boyu taşımaya mahkumsunuz.
Karavan
"Ben." adlı yazımda öz ablam gibi gördüğüm kuzenimden bahsetmiştim. Sevgili Ayşe Ablam'la gerçekten güzel hayallerimiz var. Gerçi komik mi dersiniz, eğlenceli mi yoksa sevimli mi bilemem. O size kalmış ama bu hayallerimizin içinde bir karavanımız var. :)
Beraber kaçıp Londra-New York hayalleri diye başlardım ama bu tamamen gizli bir bilgi. :)
Peki sizin hayalleriniz neler?
Beraber kaçıp Londra-New York hayalleri diye başlardım ama bu tamamen gizli bir bilgi. :)
Peki sizin hayalleriniz neler?
Lana Del Rey
Merhabalar,
Öncelikle daha önce de bahsettiğim gibi gerçekten büyük bir Lana Del Rey hayranıyım. Ve bu bayıldığım kadın 7 Temmuz'da İstanbul'a geliyor. Bu konsere gerçekten gitmek istiyorum ve 300 TL'ye güzel bir bilet bulabilmek için bile dua ediyorum. Şimdiden para biriktirmeye başladım bile!
Peki ya sizler? Sizlerin de heyecanla konserini beklediğiniz bir sanatçı var mı?
Öncelikle daha önce de bahsettiğim gibi gerçekten büyük bir Lana Del Rey hayranıyım. Ve bu bayıldığım kadın 7 Temmuz'da İstanbul'a geliyor. Bu konsere gerçekten gitmek istiyorum ve 300 TL'ye güzel bir bilet bulabilmek için bile dua ediyorum. Şimdiden para biriktirmeye başladım bile!
Peki ya sizler? Sizlerin de heyecanla konserini beklediğiniz bir sanatçı var mı?
14 Mayıs 2013 Salı
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Üzgünüm ama,
Harry Potter okurken elime bir kalem alıp büyü yapmayı denedim. Açlık Oyunları'nı okurken Katniss kadar cesur, Milennium Serisi'ni okurken Lisbeth Salander kadar güçlü olabilmeyi istedim. Fısıltı Serisi'ni okurken Patch ve Nora'nınki gibi bir aşka sahip olmayı diledim. Yani kısacası kitaplar benim dünyam ve bu yüzden bana "inek" lakabı takanlar da benim için beyinsizden başka bir şey değiller.
-alıntı-
-alıntı-
5 Mayıs 2013 Pazar
Lana Del Rey
Size gerçekten ama gerçekten çok beğendiğim bir şarkıyı önermek istiyorum. Gerçekten hayranı olduğum Lana Del Rey'in bir şarkısı. İyi dinlemeler :
Lana Del Rey - Damn You
i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
now you fall asleep with another, damn you.
'member how we used to escape for the summer?
fireworks and sparkles would light up the black skies.
we'd hold on tight for our lives to each other.
hello, hello, where did you go?
we were two kids living life on the run, like the american dream, baby!
nothing to lose and we'd get messed up for fun.
we went too fast, too young.
but i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
now you fall asleep with another, damn you, damn you.
flowers in my hair and your breath smelled like whiskey.
promised anywhere that i'd go, take you with me.
dancing on your feet like a child to the radio.
hello, hello, where did you go?
we were two kids living life on the run, like the american dream, baby!
nothing to lose and we'd get messed up for fun.
we went too fast, too young.
but i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
now you fall asleep with another, damn you, damn you, damn you, damn you.
every once in a lifetime, dreams can come true.
now when the stars shine, you meet somebody like you.
but i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
i pray you're life is sweet, you ****er, damn you, damn you, damn you.
Lana Del Rey - Damn You
i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
now you fall asleep with another, damn you.
'member how we used to escape for the summer?
fireworks and sparkles would light up the black skies.
we'd hold on tight for our lives to each other.
hello, hello, where did you go?
we were two kids living life on the run, like the american dream, baby!
nothing to lose and we'd get messed up for fun.
we went too fast, too young.
but i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
now you fall asleep with another, damn you, damn you.
flowers in my hair and your breath smelled like whiskey.
promised anywhere that i'd go, take you with me.
dancing on your feet like a child to the radio.
hello, hello, where did you go?
we were two kids living life on the run, like the american dream, baby!
nothing to lose and we'd get messed up for fun.
we went too fast, too young.
but i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
now you fall asleep with another, damn you, damn you, damn you, damn you.
every once in a lifetime, dreams can come true.
now when the stars shine, you meet somebody like you.
but i won't cry myself to sleep, like a sucker.
i won't cry myself to sleep, if i do, i'll die.
i pray you're life is sweet, you ****er, damn you, damn you, damn you.
Mutluluk,
Parayla mutluluk olmazmış. Bİ GİT ŞURDAN. O parayla çek bakayım altına karavanı, çık dünya turuna, hiç mutlu olmazsın zaten.
4 Mayıs 2013 Cumartesi
Gelecekteki çocuğumla olabilecek konuşmam,
İlerde çocuğumla aramda geçebilecek bir konuşma ;
+ Anne cips almıştık nerde ? Bulamadım
- Yedim ben onu ya
+ Peki çikolata ?
- Ohoooo sende onu da yedim eheh
+ Jelibonlar ?
-Hepsini tek tek soracak mısın lan ? Yedim YEDİM. İstiyorsan git al.
+ Ben normal bir anne istiyorum.
- Ben anormal miyim fikibok ?
+ Anne cips almıştık nerde ? Bulamadım
- Yedim ben onu ya
+ Peki çikolata ?
- Ohoooo sende onu da yedim eheh
+ Jelibonlar ?
-Hepsini tek tek soracak mısın lan ? Yedim YEDİM. İstiyorsan git al.
+ Ben normal bir anne istiyorum.
- Ben anormal miyim fikibok ?
3 Mayıs 2013 Cuma
mükemmel,
Bi kızı mükemmel yapan 5 şey vardır. Karakteri, zekası, özgüveni, samimiyeti, olgunluğu.. Güzellik? Bunlara sahip olan bütün kızlar zaten güzeldir.. Öte yandan bi erkeği mükemmel yapan 5 şey vardır. Karakteri, zekası, özgüveni, samimiyeti, olgunluğu.. Yakışıklılık? Bunlara sahip olan bütün erkekler zaten yakışıklıdır.
Ben.
Kendimden bahsedeyim biraz...
Öncelikle oldukça sıradan biriyim, şaşaalı bir güzelliğim de yok. Sadeyim, olduğum gibi. Sivilcelerimi de öyle kafaya pek takmam ki çok fazla çıkmaz da. Kabullendim kendimi işte. Bakkala gitmeye üşenirim ama sorsan sırt çantamı alıp dünyayı seyahat etme planlarımı anlatırım sana. Açıkça söyleyeyim çevremde benim gibi insanlar yok diyebilirim. Arkadaşlarım tam bir kız gibi... Nasıl desem? Süs, püs, hangi kuaför daha iyi, şu çocuk yakışıklıymış, şu bununla çıkıyormuş gibi konuşmaları olanlar. Göründüğü kadar kötü değil, tipik ergen kızlar işte. Ben onları oldukları gibi kabullendim, sorun değil yani. Ayak uyduruyorum onlara. Dışardan konuşkan görünebilirim ama içimdeki sesleri bir duysalar.. Hayır, dayanamazlar. Benim bile sabrımı taşırıyor iç sesim. Kendi kendimle konuşuyorum (Ah hayır, kesinlikle bir deli değilim! Yani.. Sanırım? Belki? Tamam, birazcık. Ama sadece birazcık! ). Ama kendimle konuşunca daha eşit bakabiliyorum olaylara. Kararlarım daha sağlam oluyor. En azından hatalı bir karar vermiş olsam bile pişman olmuyorum. Sonuçta tamamen içimde gerçekleşiyor. Size açıkça deli olduğum bir şey söyleyebilirim ki o da çikolata!!! Hayatımın vazgeçilmezi. Bencil olduğum birkaç şeyden biri. Ve ben kesinlikle öyle bencil birisi felan değilim. 2-3 şey var yalnızca.
Duygusal biriyim. Fazlaca. Ağlamam için üzülmeme gerek yok. Bence en iyisi de bu. Bence bir insan yorganının altında herkesten gizli ne kadar ağlarsa, o kadar güçlüdür. Hissettiklerini akıtır gözyaşlarıyla, rahatlar. Hele ağladıktan sonraki uyku.. Dünyanın en güzel duygusu. Ve bence kim ne kadar hiç ağlamadığını söylese de, çok mutlu olduğunu söylese de ağlar. (Not: Çok gülen insanların yalnız kaldıklarında daldığı zamanki hâline bakın. Kesinlikle çok şey anlatıyorlar.)
Kitap okumak... Kim ne derse desin, ne kadar kızarlarsa kızsın, kitap okumak sınavlardan çok çok önce gelir benim için. Çok kitap okuyor gibi görünebilirim, ama bana göre hâlâ okuduğum kitaplar az. Gerçi ne kadar okursam okuyayım az gelecek. Kitap bu, biter mi? Övündüğüm konu, hızlı okuyabilmem. Okumayı öğrendiğimden beridir kitap sevgim sayesinde gerçekten hızlı okuyabiliyorum ki bence bu oldukça güzel.
Müzik.. Müzik kesinlikle benim dünyam. Her türlü tarzı dinleyebilirim, sadece uyum meselesi bence. Tek bir tarzda takılıp kalmak kesinlikle sığ bir düşünce (Üzgünüm! Ama düşüncelerim bu yönde:( ). Genellikle slow şarkılar dinlerim ama. Bana söylemek isteyip de söyleyemediklerimi hatırlatıyorlar. Ve sanırım duygusal biri olmamdan kaynaklı da olabilir. Azıcık tabi. En sevdiğim şey ise yepyeni şarkılar keşfetmek. Bana o kadar mükemmel bir his veriyorlar ki... Özellikle pek bilinmeyen sanatçılar ve şarkıları arıyorum. Ve aslına bakarsanız oldukça kolay bir şekilde buluyorum. Hemde öyle mükemmel şarkılar buluyorum ki... Tarif edilemez bir duygu yaşıyorum. Hem bu sanatçıların böyle mükemmel şarkılar karşısında gerektiği ilgiyi göremedikleri için üzülüyorum hem de şarkılar sadece benimmiş gibi bir hisse kapılıp mutlu oluyorum. Söylemeden geçemeyeceğim müzik, kitap ve çikolata konusunda tahmin edemeyeceğiz kadar bencil olabilirim. (Gördünüz mü? Sadece 3 şeyde bencilmişim.)
Bahsettim ya çevremde pek benimle uyuşan tipler yok diye. Aslında benimle uyuşan tek bir tip var diyebilirim. Tartışmasız her türlü derdimi, sevincimi, üzüntümü, sıkıntımı onunla paylaşabilirim. (Günlüğüm değil! O benimle pek konuşamıyor maalesef :( ) Matematik sınavımdan aldığım 35'i bile söylediğim ilk -ve tek- kişi o'ydu mesela. Kafa yapımız da oldukça uyuyor. Gerçi benden birkaç yaş büyük ve biraz daha olgun olabilir. Ama kendimi görüyorum işte ondan, ne yapayım. Blogum konusunda onun fikirleri benim için inanılmaz derecede önemli. Ona çaktırmadan soruyorum, fikirlerini alıyorum sanki öylesine, konuşmaya değmezmiş gibi. Ama dediğim gibi, cevabını beklerken çok heyecanlanıyorum. O benim ailemden biri. Aslında HERŞEYİ aileyle paylaşan tiplerden pek hoşlanmam. İlginç değil mi? Oysa tek güvenebileceğimiz kişiler ailemizdedir. Eh, isteseler de bırakamıyorlar. Ama ben herşeyini -abartmıyorum, gerçekten herşeyini- içinde yaşayan birisiyim. Sanırım hislerimi dışarı vurmamın tek yolu yazmak. Konuşmakta pek iyi sayıldığımı söyleyemem. Ama işte kafa dengi birini buluyormuşsun. Şanslıyım ki çok yakınımdan çıktı. Yalnız emin olun eskiden onun benden bir aralar gıcık olduğundan eminim. Çoğu zaman çekilmez olduğum doğrudur. Ama sanırım büyüdükçe ve olgunlaştıkça bu bahsettiğim kişiyle birbirimizi keşfettik diyebilirim. Ya da şöyle diyelim, beraber büyüyüp, olgunlaştık. Bahsettiğim kişi kuzenim. Hatta bu yazıyı yazma sebebimin de o olduğunu söyleyebilirim. Benim bu biricik kuzenim sayesinde daha çok bağlandım yazmaya, beni sürekli teşvik ediyor çünkü. Aslında paylaştığım şeyler çoğu yerde görülebilecek şeyler. Ama o yine de beni övüyor, hatta bir güzel de eleştirebiliyor. Eleştirinin hem iyi hem kötü anlamda kullanıldığını biliyorum ama burada biraz kötü tarafı eleştirmekten bahsediyorum. Ama bana yararı olduğunu da söylemeliyim. Şimdi benim bu güzel kuzenim üniversiteyi kazandı bu yıl. İstanbul'a gitti. Nasıl özlediğimi anlatamam sizlere. Kendi sınav dertlerim bir yana, onun sınav stresi beni bile yordu. Ayrıca benim benden büyük bir kardeşim yok ama bu bahsettiğim kuzenim ve kardeşleri -ki yine diğer kuzenlerim oluyor- bana inanılmaz bir abi ve abla oldular. Annem küçükken bana çikolata yedirmezdi ama bu abi ve ablalarım gizlice bana çikolata getirirlerdi. 3-4 yaşında olmama rağmen kesinlikle unutmam o zamanları. Çikolata markasını bile hatırlıyorum: Metro ve Tadelle :)
Teşekkür ederim Hümeyra Ablama, Mehmet Abime, Abdullah Abime ve bahsi geçen bu kardeşlerin en küçüğü ve diğer yandan benim dostum olan Ayşe Ablam. Sizler iyi ki varsınız yahu. :)
Öncelikle oldukça sıradan biriyim, şaşaalı bir güzelliğim de yok. Sadeyim, olduğum gibi. Sivilcelerimi de öyle kafaya pek takmam ki çok fazla çıkmaz da. Kabullendim kendimi işte. Bakkala gitmeye üşenirim ama sorsan sırt çantamı alıp dünyayı seyahat etme planlarımı anlatırım sana. Açıkça söyleyeyim çevremde benim gibi insanlar yok diyebilirim. Arkadaşlarım tam bir kız gibi... Nasıl desem? Süs, püs, hangi kuaför daha iyi, şu çocuk yakışıklıymış, şu bununla çıkıyormuş gibi konuşmaları olanlar. Göründüğü kadar kötü değil, tipik ergen kızlar işte. Ben onları oldukları gibi kabullendim, sorun değil yani. Ayak uyduruyorum onlara. Dışardan konuşkan görünebilirim ama içimdeki sesleri bir duysalar.. Hayır, dayanamazlar. Benim bile sabrımı taşırıyor iç sesim. Kendi kendimle konuşuyorum (Ah hayır, kesinlikle bir deli değilim! Yani.. Sanırım? Belki? Tamam, birazcık. Ama sadece birazcık! ). Ama kendimle konuşunca daha eşit bakabiliyorum olaylara. Kararlarım daha sağlam oluyor. En azından hatalı bir karar vermiş olsam bile pişman olmuyorum. Sonuçta tamamen içimde gerçekleşiyor. Size açıkça deli olduğum bir şey söyleyebilirim ki o da çikolata!!! Hayatımın vazgeçilmezi. Bencil olduğum birkaç şeyden biri. Ve ben kesinlikle öyle bencil birisi felan değilim. 2-3 şey var yalnızca.
Duygusal biriyim. Fazlaca. Ağlamam için üzülmeme gerek yok. Bence en iyisi de bu. Bence bir insan yorganının altında herkesten gizli ne kadar ağlarsa, o kadar güçlüdür. Hissettiklerini akıtır gözyaşlarıyla, rahatlar. Hele ağladıktan sonraki uyku.. Dünyanın en güzel duygusu. Ve bence kim ne kadar hiç ağlamadığını söylese de, çok mutlu olduğunu söylese de ağlar. (Not: Çok gülen insanların yalnız kaldıklarında daldığı zamanki hâline bakın. Kesinlikle çok şey anlatıyorlar.)
Kitap okumak... Kim ne derse desin, ne kadar kızarlarsa kızsın, kitap okumak sınavlardan çok çok önce gelir benim için. Çok kitap okuyor gibi görünebilirim, ama bana göre hâlâ okuduğum kitaplar az. Gerçi ne kadar okursam okuyayım az gelecek. Kitap bu, biter mi? Övündüğüm konu, hızlı okuyabilmem. Okumayı öğrendiğimden beridir kitap sevgim sayesinde gerçekten hızlı okuyabiliyorum ki bence bu oldukça güzel.
Müzik.. Müzik kesinlikle benim dünyam. Her türlü tarzı dinleyebilirim, sadece uyum meselesi bence. Tek bir tarzda takılıp kalmak kesinlikle sığ bir düşünce (Üzgünüm! Ama düşüncelerim bu yönde:( ). Genellikle slow şarkılar dinlerim ama. Bana söylemek isteyip de söyleyemediklerimi hatırlatıyorlar. Ve sanırım duygusal biri olmamdan kaynaklı da olabilir. Azıcık tabi. En sevdiğim şey ise yepyeni şarkılar keşfetmek. Bana o kadar mükemmel bir his veriyorlar ki... Özellikle pek bilinmeyen sanatçılar ve şarkıları arıyorum. Ve aslına bakarsanız oldukça kolay bir şekilde buluyorum. Hemde öyle mükemmel şarkılar buluyorum ki... Tarif edilemez bir duygu yaşıyorum. Hem bu sanatçıların böyle mükemmel şarkılar karşısında gerektiği ilgiyi göremedikleri için üzülüyorum hem de şarkılar sadece benimmiş gibi bir hisse kapılıp mutlu oluyorum. Söylemeden geçemeyeceğim müzik, kitap ve çikolata konusunda tahmin edemeyeceğiz kadar bencil olabilirim. (Gördünüz mü? Sadece 3 şeyde bencilmişim.)
Bahsettim ya çevremde pek benimle uyuşan tipler yok diye. Aslında benimle uyuşan tek bir tip var diyebilirim. Tartışmasız her türlü derdimi, sevincimi, üzüntümü, sıkıntımı onunla paylaşabilirim. (Günlüğüm değil! O benimle pek konuşamıyor maalesef :( ) Matematik sınavımdan aldığım 35'i bile söylediğim ilk -ve tek- kişi o'ydu mesela. Kafa yapımız da oldukça uyuyor. Gerçi benden birkaç yaş büyük ve biraz daha olgun olabilir. Ama kendimi görüyorum işte ondan, ne yapayım. Blogum konusunda onun fikirleri benim için inanılmaz derecede önemli. Ona çaktırmadan soruyorum, fikirlerini alıyorum sanki öylesine, konuşmaya değmezmiş gibi. Ama dediğim gibi, cevabını beklerken çok heyecanlanıyorum. O benim ailemden biri. Aslında HERŞEYİ aileyle paylaşan tiplerden pek hoşlanmam. İlginç değil mi? Oysa tek güvenebileceğimiz kişiler ailemizdedir. Eh, isteseler de bırakamıyorlar. Ama ben herşeyini -abartmıyorum, gerçekten herşeyini- içinde yaşayan birisiyim. Sanırım hislerimi dışarı vurmamın tek yolu yazmak. Konuşmakta pek iyi sayıldığımı söyleyemem. Ama işte kafa dengi birini buluyormuşsun. Şanslıyım ki çok yakınımdan çıktı. Yalnız emin olun eskiden onun benden bir aralar gıcık olduğundan eminim. Çoğu zaman çekilmez olduğum doğrudur. Ama sanırım büyüdükçe ve olgunlaştıkça bu bahsettiğim kişiyle birbirimizi keşfettik diyebilirim. Ya da şöyle diyelim, beraber büyüyüp, olgunlaştık. Bahsettiğim kişi kuzenim. Hatta bu yazıyı yazma sebebimin de o olduğunu söyleyebilirim. Benim bu biricik kuzenim sayesinde daha çok bağlandım yazmaya, beni sürekli teşvik ediyor çünkü. Aslında paylaştığım şeyler çoğu yerde görülebilecek şeyler. Ama o yine de beni övüyor, hatta bir güzel de eleştirebiliyor. Eleştirinin hem iyi hem kötü anlamda kullanıldığını biliyorum ama burada biraz kötü tarafı eleştirmekten bahsediyorum. Ama bana yararı olduğunu da söylemeliyim. Şimdi benim bu güzel kuzenim üniversiteyi kazandı bu yıl. İstanbul'a gitti. Nasıl özlediğimi anlatamam sizlere. Kendi sınav dertlerim bir yana, onun sınav stresi beni bile yordu. Ayrıca benim benden büyük bir kardeşim yok ama bu bahsettiğim kuzenim ve kardeşleri -ki yine diğer kuzenlerim oluyor- bana inanılmaz bir abi ve abla oldular. Annem küçükken bana çikolata yedirmezdi ama bu abi ve ablalarım gizlice bana çikolata getirirlerdi. 3-4 yaşında olmama rağmen kesinlikle unutmam o zamanları. Çikolata markasını bile hatırlıyorum: Metro ve Tadelle :)
Teşekkür ederim Hümeyra Ablama, Mehmet Abime, Abdullah Abime ve bahsi geçen bu kardeşlerin en küçüğü ve diğer yandan benim dostum olan Ayşe Ablam. Sizler iyi ki varsınız yahu. :)
plan,
-Yarın için bir planın var mı?
+Şuana kadar indirdiğim bütün üzücü şarkıları dinleyeceğim, tekrar tekrar.
+Şuana kadar indirdiğim bütün üzücü şarkıları dinleyeceğim, tekrar tekrar.
uykunun önemi,
UYKUNUN ÖNEMİ
-Sen iyi değilsin
+Uykumu alamadım.
-Neden mutsuzsun
+Uykum var
-Neden sinirlisin
+Uykum var
-Üzgün gibisin
+Uykum var
-Sen iyi değilsin
+Uykumu alamadım.
-Neden mutsuzsun
+Uykum var
-Neden sinirlisin
+Uykum var
-Üzgün gibisin
+Uykum var
normal?
Normal olmak sıkıcı. Sizce de öyle değil mi? Etrafımıza baktığımız zaman insanların farklı olma yarışını göreceksiniz, elbiselerinde, teknolojik eşyaların, kullandıkları ürünlerde ve evet bir çok kişi bu yarışın içinde ama fark edemedikleri bir şey var. Farklılık içte başlar, bütün o insanlar bir birinin klonu olduğu için kaybediyor.
insanlık tarafından denenmiş, onaylanmıştır,
Dilay Delikanlı arkadaşımızın bir yazısı;
Nasıl başlasam onu düşünüyorum şu an kara kara.
İnsanların dengesizliği ile başlayayım ben.
Çok değer verdiğiniz kişilerin bir sorunu olur, hemen yanında bitersiniz. Ne istese yaparsınız, onu dinlersiniz, rahatlamasını sağlarsınız, onun adına üzülürsünüz, dua edersiniz, mutlu olmasını dilersiniz. Bu çok küçük bir sorun bile olabilir, ama siz hep aynı çizgiüzerindesinizdir.
Daha sonra hayatınızda bir problem oluşur, etrafınıza bakarsınız. Yardımcı olduğunuz, değer verdiğiniz insanlar size asla yaklaşmaz, bilinçli olarak kaçarlar veya yanınıza gelip sizi bir vicdan borcu sayarak dinledikten sonra 'Canım, sen gül. Ben seni böyle görmeye alışık değilim.' gibisinden cümlelerle sizi düşünürmüş gibi yaparlar, başta yersiniz. Çünkü dedim ya, değer veriyorsunuz. Ama sonraları o cümlelerin hep aynı şeyi kastettiğini anlarsınız : Seni mi çekeceğim ben ya, normalleş de eğlendir beni.
Aslında herşey bu kadar umutsuz mudur? Hayır. Kopsanız, onları umursamasanız, herkesi silmeyi becerebilseniz böyle olmayacaktır. Bunu da biliyorsunuzdur. Sorunlarınız düzeldiğinde ya da üzerleri örtüldüğünde yine eskisi gibi olursunuz. Ve yeni bir sorun çıktığında artık hayatınıza yeni bir sıkıntı girdiğini fark edersiniz : Anlatamamak.
Bir şeyleri söyleseniz bile kimse anlamaz, böyle düşünürsünüz. Ya herkese gülümser ya da kopar gidersiniz. Yüzde doksan bir kaç senenin sonunda insanlara sorulduğunda Aa, o mu çok şeker kııız veya Gözlerin altı onu tanıdım tanıyalı mosmor, hiç uyumuyor mu ne? gibi cümlelerle tanımlanırsınız. Bir süre sonra düzelirsiniz, gerçekten düzelmek ama. O insanlar hayatınızdan çıkar, sorunlara daha iyi bakarsınız. İyileştiğinizi hissedersiniz. Ve hayatınıza birileri girer. Onlara da çok değer verirsiniz, ama döngü aynıdır. Siz her zaman üzülmeye mahkumsunuzdur. Günler böyle geçtikçe yeni insanlara verdiğiniz değerler azalır, yok olur. Artık etrafta anti-sosyal, psikopat ve şizofren tavırlı insan olarak tanınırsınız. Bu yeni dünya içinde sizi hak edenler varsa da siz artık siz değilsinizdir, ruhsuz ve bir yere kadar özgür birisi olmuşsunuzdur. Ve biliyor musunuz? Böyle hissettiğiniz, insanları umursamamaya başladığınız günden itibaren çevrenizdeki herkes sizi olması gerekenden fazla umursayacaktır. İnsanlık tarafından denenmiş, onaylanmıştır.
Nasıl başlasam onu düşünüyorum şu an kara kara.
İnsanların dengesizliği ile başlayayım ben.
Çok değer verdiğiniz kişilerin bir sorunu olur, hemen yanında bitersiniz. Ne istese yaparsınız, onu dinlersiniz, rahatlamasını sağlarsınız, onun adına üzülürsünüz, dua edersiniz, mutlu olmasını dilersiniz. Bu çok küçük bir sorun bile olabilir, ama siz hep aynı çizgiüzerindesinizdir.
Daha sonra hayatınızda bir problem oluşur, etrafınıza bakarsınız. Yardımcı olduğunuz, değer verdiğiniz insanlar size asla yaklaşmaz, bilinçli olarak kaçarlar veya yanınıza gelip sizi bir vicdan borcu sayarak dinledikten sonra 'Canım, sen gül. Ben seni böyle görmeye alışık değilim.' gibisinden cümlelerle sizi düşünürmüş gibi yaparlar, başta yersiniz. Çünkü dedim ya, değer veriyorsunuz. Ama sonraları o cümlelerin hep aynı şeyi kastettiğini anlarsınız : Seni mi çekeceğim ben ya, normalleş de eğlendir beni.
Aslında herşey bu kadar umutsuz mudur? Hayır. Kopsanız, onları umursamasanız, herkesi silmeyi becerebilseniz böyle olmayacaktır. Bunu da biliyorsunuzdur. Sorunlarınız düzeldiğinde ya da üzerleri örtüldüğünde yine eskisi gibi olursunuz. Ve yeni bir sorun çıktığında artık hayatınıza yeni bir sıkıntı girdiğini fark edersiniz : Anlatamamak.
Bir şeyleri söyleseniz bile kimse anlamaz, böyle düşünürsünüz. Ya herkese gülümser ya da kopar gidersiniz. Yüzde doksan bir kaç senenin sonunda insanlara sorulduğunda Aa, o mu çok şeker kııız veya Gözlerin altı onu tanıdım tanıyalı mosmor, hiç uyumuyor mu ne? gibi cümlelerle tanımlanırsınız. Bir süre sonra düzelirsiniz, gerçekten düzelmek ama. O insanlar hayatınızdan çıkar, sorunlara daha iyi bakarsınız. İyileştiğinizi hissedersiniz. Ve hayatınıza birileri girer. Onlara da çok değer verirsiniz, ama döngü aynıdır. Siz her zaman üzülmeye mahkumsunuzdur. Günler böyle geçtikçe yeni insanlara verdiğiniz değerler azalır, yok olur. Artık etrafta anti-sosyal, psikopat ve şizofren tavırlı insan olarak tanınırsınız. Bu yeni dünya içinde sizi hak edenler varsa da siz artık siz değilsinizdir, ruhsuz ve bir yere kadar özgür birisi olmuşsunuzdur. Ve biliyor musunuz? Böyle hissettiğiniz, insanları umursamamaya başladığınız günden itibaren çevrenizdeki herkes sizi olması gerekenden fazla umursayacaktır. İnsanlık tarafından denenmiş, onaylanmıştır.
Müzik,
Müziğin aslında bir çeşit silah olduğunu biliyor muydunuz müzik sadece iki üç ritmden ibaret değil ki, onu herkes yapar iki söz iki nakarat hiç olmadı solo bile koyma basitten bir şarkı ama şarkı var ağlatıyor , şarkı var seni duyarlı biri olmaya itiyor , şarkı var intihara bile teşvik ediyor , şarkı var kardeşliği birlikteliği aşılıyor . müzik iki üç ritmden ibaret değil veya sadece kulağa hoş gelen arada mırıldandığın saçma bir şey değil, müzik bir hobi değil . Müzik inanılmaz bir şey.
(alıntı.)
(alıntı.)
Bir şarkı,
Gerçekten dinlemeniz gereken bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yapılan klibi de oldukça beğendim ama resmi klibi olduğunu zannetmiyorum. İyi seyirler/dinlemeler :)
Little Dragon - Twice
Little Dragon - Twice
Beethoven,
”Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte viyana sokaklarında dolaşmaktadır. tam bu sırada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve ses oradan gelmektedir. arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler. ikisi birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini ve muhakkak çalan kişiyi görmek istediğini söyler. kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek onları içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. annesi kıza, Beethoven’ın geldiğini söyler ve kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız kördür. bunu gören Beethoven, “lütfen benden birşey isteyin” der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek. kızın cevabı şu olur; “ben hiç ayışığı görmedim, bana ayışığını anlatır mısınız?” Bunun üzerine Beethoven piyanonun başına geçerek, ayışığı sonatını, doğaçlama olarak besteler.”
Yazar,
Yazmayı seviyorum. Çünkü onlar gerçeklerden daha güzel.
Çünkü onlar hayaller barındırıyor, belki hiç gerçek olmayacak istekler,
umutlar barındırıyor. İnsan öylesine yazmaz. Mutlaka bir nedeni vardır.
Yazdığı şey belki bir hayalidir, belki gerçekleşmemesini dilediği acı
bir anıdır. Hissetmediği halde yazdığı karakteri mutlu yazar yazan kişi.
Belki yazdığı karakterle üzülür. İçine attıklarını yazmaktır hikayeler,
hiç olmayan kişileri var etmektir. Ve bunu yaparken zevk alan kişidir
"Yazar".
Öleceksem,
Yarın öleceksin deseler: Gider D&R 'da istediğimi çalar, Starbucks'a baskın düzenler, okulda törende sahneye çıkıp herkese söver, banka soyup o paraya bir sürü ketçaplı ruffles,ice tea şeftali alır, artanı aileme bağışlar ÖYLE ÖLÜRÜM.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)







































