And you've got smile that could light up tis whole city.
24 Ekim 2012 Çarşamba
Dinle...
Dinle...
Yalnızca dinle..
Kalbinin sesini duy, içinden gelen o seslere kulak ver.
Kendi iç sesinin müziğiyle var ol...
Yaşa...
Kendi sesinle yaşa..
Öldürme kendini, kalbinin katılaşmasına izin verme...
Yalnızca dinle..
Kalbinin sesini duy, içinden gelen o seslere kulak ver.
Kendi iç sesinin müziğiyle var ol...
Yaşa...
Kendi sesinle yaşa..
Öldürme kendini, kalbinin katılaşmasına izin verme...
21 Ekim 2012 Pazar
Ben..
Okurum.
Yazarım.
Çizerim.
Yaşarım.
Önce yazarım ben. Yazdığımla kalmam, okurum. Okurken bambaşka diyarlarda dolaşırım. Gezerim o diyarlarda.
Sonra sanki suyun altından çıkmış gibi gerçeğe dönerim. Ama o zamanları unutmak istemem. Koşa koşa elime kağıt kalem alır, çizerim o diyarları. Çizerken yeniden yaşarım.
Ben yaşarım.
Belki...
Biz birbirimizi hissetmeden yapamayız, iyice anladım... Biz hep yan yana olmalıyız bence, asla ayrılmamalıyız. Kısa süreli ayrılıklarda bile kendimi çöl ortasında yalnız kalmış gibi hissettim...
'Beklentisiz sevebilir misin?' diyorsun... Bu sorunun yanıtını düşündüm biraz. Evet, beklentisiz sevebilirim. Neden olmasın!
Sevebilir miyim acaba? Dur şimdi, atmayayım. Yaşamadan anlaşılmaz böyle şeyler. Ama bu duygu var içimde. Kendimde yetenek görüyor gibiyim. Kuşkuluyum gerçi ama geliştirebilirim. İyice seversem yani, tam bir aşka düşersem...
Hani film seyrederken olur ya. Esas kızın sıra dışı bir şey yapması gerekir ama o yapmaz. Sen fitil olursun, ben olsam yapardım dersin. Başa gelince yapılmıyor bazen. Uzaktan yargılamak kolay tabi... Seni düşünerek bir şeyler karaladım...
Yazgımı her zaman yazgınla birlikte düşündüğümsün sen. Kendi yanında var hissettiğimsin. Arada duvar ve perde bırakmadığımsın.
Sen duygularımı ve düşüncelerimi paylaşmadıkça rahat edemediğimsin. İnsana özgü hatalarımı, kusurlarımı, zayıflıklarımı göstermekten utanmadığımsın.
Bende yaşayansın ve içinde yaşadığımsın sen. İnsanlar içinde kendimi yalnız hissettirmeyensin bana. Şiirler yazdığım, masallar kurduğumsun. Bir insan için özel bir insan varsa dünyada, işte o sensin benim için...
Peki, söyle bakalım, sen de benim gibi sevebilir misin?
'Beklentisiz sevebilir misin?' diyorsun... Bu sorunun yanıtını düşündüm biraz. Evet, beklentisiz sevebilirim. Neden olmasın!
Sevebilir miyim acaba? Dur şimdi, atmayayım. Yaşamadan anlaşılmaz böyle şeyler. Ama bu duygu var içimde. Kendimde yetenek görüyor gibiyim. Kuşkuluyum gerçi ama geliştirebilirim. İyice seversem yani, tam bir aşka düşersem...
Hani film seyrederken olur ya. Esas kızın sıra dışı bir şey yapması gerekir ama o yapmaz. Sen fitil olursun, ben olsam yapardım dersin. Başa gelince yapılmıyor bazen. Uzaktan yargılamak kolay tabi... Seni düşünerek bir şeyler karaladım...
Yazgımı her zaman yazgınla birlikte düşündüğümsün sen. Kendi yanında var hissettiğimsin. Arada duvar ve perde bırakmadığımsın.
Sen duygularımı ve düşüncelerimi paylaşmadıkça rahat edemediğimsin. İnsana özgü hatalarımı, kusurlarımı, zayıflıklarımı göstermekten utanmadığımsın.
Bende yaşayansın ve içinde yaşadığımsın sen. İnsanlar içinde kendimi yalnız hissettirmeyensin bana. Şiirler yazdığım, masallar kurduğumsun. Bir insan için özel bir insan varsa dünyada, işte o sensin benim için...
Peki, söyle bakalım, sen de benim gibi sevebilir misin?
15 Ekim 2012 Pazartesi
Sanatın Rengi...
Kendi yazılarını yazmalısın artık! Özünden süzülen yalın yazılar olmalı bunlar.
Biçime takılıp kalma ama biçimi büsbütün ihmal de etme. Zira muhtevanın koruyucu kabıdır biçim.
Olaylarla, karakterlerle, durumlarla düşün. Durup ince şeyleri anlamaya vakit ayır.
Dilin yalın, anlatımın duru olsun. Konu uygunsa şiir deneyimini kullanabilirsin, metni tatlandırır.
Kısa yazmayı seviyorsun, belli. Tamam, kısa yaz. Fakat sözü güdük bırakma.
Mini gözlemlerini tahkiye diliyle anlat. Hatıralarını, izlenimlerini, yaşantılarını öyküleştir.
Güzel, sıcak, sarıcı bir üslup sahibi ol, bunu ısrarla sürdür.
Önemlidir üslup, meyvedeki tat, çiçekteki koku gibidir. Okuru celp ve cezp eder.
İnsan bir sanat eserini tadı, kokusu, rengi için okur onu bazen farkına bile varmadan benimser.
Biçime takılıp kalma ama biçimi büsbütün ihmal de etme. Zira muhtevanın koruyucu kabıdır biçim.
Olaylarla, karakterlerle, durumlarla düşün. Durup ince şeyleri anlamaya vakit ayır.
Dilin yalın, anlatımın duru olsun. Konu uygunsa şiir deneyimini kullanabilirsin, metni tatlandırır.
Kısa yazmayı seviyorsun, belli. Tamam, kısa yaz. Fakat sözü güdük bırakma.
Mini gözlemlerini tahkiye diliyle anlat. Hatıralarını, izlenimlerini, yaşantılarını öyküleştir.
Güzel, sıcak, sarıcı bir üslup sahibi ol, bunu ısrarla sürdür.
Önemlidir üslup, meyvedeki tat, çiçekteki koku gibidir. Okuru celp ve cezp eder.
İnsan bir sanat eserini tadı, kokusu, rengi için okur onu bazen farkına bile varmadan benimser.
Tam Tipimsin!
Yazmayı hayatının merkezine yerleştiren tutkulu bir yazar, sürekli sanatını ve eserini düşünür, hayata da bu gözle bakar.
Karşılaştığı, tanıştığı, görüştüğü insanları potansiyel birer 'tip' olarak görür.
Bu adamdan ya da kadından bir hikaye çıkar mı acaba diye düşünür.
Bir hayat casusudur yazar !
Karşılaştığı, tanıştığı, görüştüğü insanları potansiyel birer 'tip' olarak görür.
Bu adamdan ya da kadından bir hikaye çıkar mı acaba diye düşünür.
Bir hayat casusudur yazar !
En iyi, iyinin Düşmanıdır ...
Günün belli bir saatini yazmaya ayır. Zamanı gelince otur ve yaz.
Kalemine ne gelirse ve nasıl gelirse öylece yazmaktan çekinme.
Saçma sapan olacakmış, varsın olsun! Kime ne? Elini korkak alıştırma.
Mükemmel olmayı bekle. Bu arzu seni kısır bırakır, üretim yapmanı engeller.
Mükemmel olayım da öyle yazarım dersen asla yazamazsın.
Kimse yazamaz. Çünkü insanın bir tarafı her zaman eksik kalır. Kim mükemmel ki?
En iyiyi ararken iyiyi de yitirirsin. Daha iyiye, yazarak, her yazışta kendini bir adım daha geride bırakarak ulaşabilirsin ancak.
Kalemine ne gelirse ve nasıl gelirse öylece yazmaktan çekinme.
Saçma sapan olacakmış, varsın olsun! Kime ne? Elini korkak alıştırma.
Mükemmel olmayı bekle. Bu arzu seni kısır bırakır, üretim yapmanı engeller.Mükemmel olayım da öyle yazarım dersen asla yazamazsın.
Kimse yazamaz. Çünkü insanın bir tarafı her zaman eksik kalır. Kim mükemmel ki?
En iyiyi ararken iyiyi de yitirirsin. Daha iyiye, yazarak, her yazışta kendini bir adım daha geride bırakarak ulaşabilirsin ancak.
Ben Rüzgarım
Dur diyorsun.
Kal diyorsun.
Ben rüzgârım, duramam, eserim.
Rüzgâra dur denir mi hiç,
esme denilir mi!
Dedim sana, rüzgârım ben,
gezmeliyim.
Yağmurlar taşımalıyım
kurak beldelere
Kal diyorsun.
Ben rüzgârım, duramam, eserim.
Rüzgâra dur denir mi hiç,
esme denilir mi!
Dedim sana, rüzgârım ben,
gezmeliyim.
Yağmurlar taşımalıyım
kurak beldelere
14 Ekim 2012 Pazar
Olmadığın Gibi Ol !
Yine sabah, alarm çaldı, kalk yataktan ve sürüklen bir yerlere.
Hemen giyin bu rolü.
Aman pot olmasın elbisende ve de sakın kırışmasın, çünkü onlarca göz üzerinde.
Kapat fermuarı sıkıca, aman açık kalmasın, yoksa açığa alınırsın.
Alınırsın...
Bakılırsın...
Sınanırsın...
Yorulursun...
Aslında her gün boğuşursun...
Neden diye sormayan onlarca yoldaşınla yarışırsın.
Yarıştırılırsın...
Ortak nokta bu işte, hep edilgensin.
Bir binanın içinde bambaşka bir yüz takınırsın.
Ne çok yüzün var diye sen bile şaşırırsın.
Kandırırsın kendini!
Bir odaya sıkışırsın on dakikalığına ve orada çekilirsin kabuğuna.
Bunun adı mola.
Konuşmalara takılırsın, kapılmışlar akıntıya, sen onlardan sakınırsın.
Ne serzenişt, ne sitem...
Tepkisizliğe övgüler yağdırırsın, çünkü az sonra asacaksın önlüğünü askıya.
Bir çırpıda soyunup atacaksın yüzünü masaya, yüzsüzlüğüne sarılıp çıkacaksın binadan.
Kendine ait olacaksın.
Buram buram sen kokacaksın.
Esaretten salıverilmiş gibi sokaklara dalacaksın.
"Umurumda değil dünya ve ne aşk ve ne de para..." dercesine salınarak yürüyeceksin.
Kulağında hafif müzik, her gün kolay olsun diyeceksin, hafif olsun.
Hafızanı sileceksin.
Yağmur yağsa ıslanacaksın, hiç şemsiye açmadım, hiç de açmayacaksın.
Sudan mı kaçacaksın?
Yine de hep yedek bir yüz ifadesi taşıyacaksın çantanda.
Bir acil çıkış planı yapacaksın.
Tehlike anında camı kırıp kaçacaksın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






